TİYATRO ATÖLYESİ HAKKINDA

TİYATRO ATÖLYESİ HAKKINDA   

Tiyatro çalışmaları ortalama on beş - yirmi kişilik kadro, beş ay ve haftada iki çalışmayla, isteğe göre hafta çalışma süresini daha fazlalaştırıp ay ortalamasını kısaltarak, günde en az üç saate kadar sistemli bir programı gerektirir. Amaç, sahneye çıkma isteği ve cesaretini gösteren kişilere neyi niçin yaptığını bildirmek ve iyi amatör oyuncu yetiştirmektir. Çünkü profesyonel ve amatörü ayıran tek etken, bu işin ekonomik tarafıdır. Onun haricinde, profesyonel oyuncu için sahne neyi ifade ediyorsa, sahneyi isteyen amatör oyuncu için de aynı olgular, sadece ‘amaç’ adına fark eder.
Profesyonel oyuncunun elbette akademik ya da alaylı bir eğitimi vardır. Kaldı ki, eğitim sabit kalamayacağı için, profesyonel kişi hâlâ kendini geliştirmek bilinci içindedir. An­cak, iyi oyuncu olabilecek -ya da olandurumdaki kişi, eğitmenlikten yana biraz daha az verimli biri tarafından da tiyatroya adım atmış olabilir. Çünkü her ‘iyi’ oyuncu eğitmen ola­maz. Bu anlamda onun denetiminde tiyatroya adım atmak da çok bir şey ifade etmeyecektir. Örneğin, bu görevi bütün iyi niyetiyle üstlenen okul öğretmenleri (edebiyat, psikolojik da­nışman vs) yönetiminde okul tiyatrosuna katılan gençler, bu işi profesyonel bir eğitmenin denetiminde yapmadıkları için, henüz yola çıkmış sayılamazlar. Ancak altını çizerek vurgulanması gereken şey ise, ‘iyi niyetle’ okul tiyatro/drama çalışmasına eğitmen olarak katılan öğretmenlerin, kesinlikle tiyatro eğitim programlarından birine kursiyer olarak katılmak zorunluluğudur. Aksi halde kitapların bilgisiyle tiyatro eğitmeni olunamaz. Okullarda tiyatro yaptırabilmek için salt edebiyat ya da benzeri formasyon bilgisi asla yetmez. Okulunda tiyatro/drama çalışması yaptırmak isteyen öğretmenin iyi niyeti, ancak ve ancak kendisinin de bir eğitim programından geçmesi ile olur. Bunun içinde sahneye amatör olarak çıkıp oyun oynamasından bahsetmiyoruz. Sahneye çıkmak için aldığı eğitimdir söz konusu olan! Bu da, bizim gibi özel eğitim merkezleri yanı sara halk eğitim merkezleri ve belediye tiyatrolarında şu an uygulanmaktadır. ‘İyi niyetli’ öğretmenler, o programlardan birine gidip, bitirdikten sonra okullarında kitapların yardımıyla tiyatro/drama eğitimi verebilirler.
Doğa Sanat Tiyatro eğitim sistemi süresince oyuncu adayı öğrenmekten çekinmemeli, egzersizleri önce anlayıp, sonra buna inanıp uygu­lama ve başarıyı gerçekten isteyerek çabalamalıdır. Ancak unu­tulmamalıdır ki, mucize denilen şey ‘bir anda gerçekleşme’dir. Oysa ‘gerçek’leşme, çaba ve zaman ister. Bu yüzden, uygulama­lar sırasında zamana karşı sabrederek ve inat ederek öğrenme hırsını bırakmamalı, ancak ondan sonra sahneyi hak edebilece­ğimizi unutmamalıyız. Çünkü seyircinin ‘kötü’ oyun ve oyuncu izlemeye hiç zamanı ve ihtiyacı olmadığı için, sizi oradan öyle bir indirir ki, bir daha hayatta başka herhangi bir şeye binemezsiniz. Bu yüzden çalışma temrinlerini önce anlamak, sonra inanmak, sonra yapabilirliği istemek ve zamana karşı sabretmek şarttır.
Kuramsal çalışmalar hakkında bilmemiz gerekenler elbette uygulamalar sırasında öğretilenlerle sınırlı değildir. Hatta ilk bilmemiz gerekenlerdir! Salt başlıkları verilen bu bilgiler, profesyonel oyuncu olmak isteyenlerin, bu dizin içinde daha çok yüzmesi gerekir.
Unutulmamalıdır ki kimse bir anda hiçbir şeyi başaramaz. Azmedin. Ne zamana kadar mı? Asla; “Olmuyor işte, deniyorum, çok çok deniyorum olmuyor!”a  kadar değil. Olasıya kadar! Belli bir zamana, sayıya ya da sanıya kadar değil, olasıya kadar yapmaya devam etmek! Çünkü sorun denilen ‘başarılamayan eylem’ yüz bin taneyse, onlardan sadece bir tanesini ‘olasıya kadar çalışarak’ gerçekleştirdiğinizde, yüz bin rakamının hemen yetmiş beş bine indiğini fark edersiniz. Çünkü en az dörtte biri ona benzer sorunlardır. Hatta birini daha ‘yapın’, daha da azalan so­runlar sıfıra doğru ilerleyecektir. Bu yüzden, ‘ne zamana ka­dar?’ sorusuna verilebilecek tek cevap; “Olasıya kadar”dır. Çalışma temrinlerindeki bu eylemler, sonunda sahnede ve hatta sosyal hayatınızda size fazlasıyla ‘başarı’ olarak dönecektir.
Çıkılan yol itibarıyla sizi ne kadar güçlükler beklerse, o kadar da beceri, bilgi, güç gibi başarı kavramları eklenecektir. Bu anlamda bu programa salt tiyatro çalışması olarak bakmamak, hayata karşı profesyonel insan yetiştirmek ya da ‘yetişen’ insana egzersiz kazandırmak amacıyla bakmak en doğrusudur.




ÇALIŞMA :

Tiyatro çalışmalarımızda, yıllardır uyguladıklarımızı paylaşma adına hazırladığımız program, dramaya giden yolda sosyal, profesyo­nel ve özellikle seyirci yetiştirme maksatlı bir anlayışı baz alır.
Her çalışma için en az üç saat ayrılması gereken programda, önce bedensel çalışmalarla vücut ısındırılır. Kültürfizik, mimik ve diyafram açma temrinleriyle üst mekaniz­mamızı harekete geçirip, iç dinamiği hazırlama adına duyular kontrol altına alınır. Isınan vücudu işlemek daha ko­laylaşacak ve dolayısıyla konsantrasyon da sağlanmış olacaktır. Kültürfizikte tüm vücut hareketteyken; mimik çalışmasında, suratımızdaki tüm kasları kontrol altına alma ve gereken duyularda ‘gerektiği kadar’ şekil verme maksatlı temrinleri ruh­sal ve fiziksel anlamda kullanacağız; diyafram ise, daha iyi ve uzun süreli konuşma, yüksek sesle ifade ve enerjiyi eşit oranlı kullanma adına yapılan bir çalışma olacak; bu da sadece sesi değil, duyguyu da daha güçlü vermemize imkân sağlayacaktır. Bu üç egzersiz başlıkları, sonraki oyunculuk ve konsantrasyon için önem­li bir hazırlayıcılık taşıyacaktır.
İkinci çalışma da oyunculuk üzerinedir. Bunu da yine kendi içinde üç gruba ayırıyoruz. Grup çalışması, bireysel ve oyun.
Grup çalışmasında amaç, kişisel yeteneklerden önce grubun birbirini tanıması, çekingenliği atması ve sosyal bir çalışma bilincine ulaşılmasıdır. Elbette, yine tiyatronun kendi dinamiği olan paylaşma, paslaşma, ifade, kolaj ruhu gibi kavramlar da bu çalışmaların arasında önemli bir rol oynar. Daha sonra gelen bireysel çalışmalarla da, ifadeye giden yola gi­rilir. Önce küçük gruplar halinde ve iç aksiyonları hareketlendirip paslaşma ve paylaşma ile başlanır; giderek bireysel sahne kullanımı, karakter tanımı ve duyu kontrolü egzersiz edilir. Son olarak oyuna giden yolda ise, üstlenilen karakterin çözümü, diğer karakterlere bakışı, oyunun alt metni incelenir. Amaç, oyun ve üstlenilen rol hakkında bilgi sahibi olmak, ti­yatronun kuramsalı olan ‘yorum’ gücünü harekete geçirmek ve ‘insan - olay – sonuç’ mekanizmasını tanımak-anlamak işlevine girmek... Sosyal olmaktan drama eğitmenliğine giden bu yolla da tiyatronun alfabe sistemine adım atılmış olur.
Bedensel ve oyunculuk çalışmaları daha çok fiziksel beceriyi gerektirirken; konsantrasyon ve kuramsal eğitim, us ve mantık mekanizmasını hareketlendirir. Düş ve yorum da, tiyat­roda fiziksel beceri kadar önemli ve dikkat gerektiren çalışmalardır.
Adaptasyon, düş ve yorum şeklinde gelişen yoğunlaşma egzer­sizleri, öncelikle zaman, mekân, birbirini tanıma ve kendini tanıtma gibi basit, -gibi görünen- temrinlerle başlar. Dikkat, sabır, istek, duyuyu içeride hapsetmek, tanım, us direnci gibi çalışmalarla da iç dinamiğin tanınması kolaylaşır. Hangi duyu­larını daha iyi ve kolay ortaya çıkartabileceğini bilen oyun­cu, sahnede de zorluk çekmez. Yine, yapılan yönlendirmelerle, usu hareketlendirip duyuları ifade için oluşturulan düş egzersizleri, sahne arkadaşlarının birbirini tanıması için yapılan çalışmalardır. Burada ise amaç, herkesin sahne arkadaşlarını en iyi şekilde tanıyıp, gerek oyun çalışmaları sırasında, gerekse sahne zamanında üretilen ‘yorum’ ve ‘davranıları’ anla­mak, cevap vermek ve oluşabilecek herhangi bir kötü olayı baştan bertaraf etmektir.
Tiyatro, insanı insana insanla ve insanca anlatan bir kuramdır. Ancak onu diğer tüm doktrinlerden ayıran şey, ürününün sanat oluşudur. Dolayısıyla onu anlatmak için, önce anlamak gerekir. Bunun için de, inanmak ve temrine yoğunlaşmak şarttır. Fakat tüm bu belirlenenlerle yola çıkmak için de onu ‘ciddiye almak’ gerekmektedir. Ancak ondan sonra yapılan çalışmaların altından başarıyla kalkılabilir.
Tüm amatör tiyatro çalınmalarında, genellikle ciddiye al­ma eksikliğinden ya da verimin somut olarak gözle görülemediği zannından, zaman, mekân, sosyal birliktelik, dramaturgi ve sahne paylaşımı gibi konularda çok fazla sorumluca davranılmaz. Çalışmaların başlama saatinde orada bulunmamak, izinsiz ka­tılmamak, egzersizler haricinde küçük gruplar halinde konuşmak, yapılan temrinleri anlamak ve hatta yapmak için yeterince özveride bulunmamak, kendini vazgeçilmez sanmak ve nihayet sorumsuzlukları kendi haricinde diğer arkadaşlarında aramak standart olumsuzluklardandır. Tüm bunlar da şüphesiz kendini tanımayan ama tanımak için kaçırılmaz bir fırsat yakalayan amatör oyuncu için tiyatronun önemini arttırır. Fakat tüm bu olumsuzlukları büyük bir sabırla bertaraf edip, çalışmaya katılanları ‘olumlu davranış’ biçimine sokmak görevini üstlenen çalıştırıcı; önce kendi sabrı, söylemi ve davranışlarını büyük bir erdem içinde kontrol altında tutmalıdır. Örnek davranış, örnek uyumu doğurur. İşte bu yüzdendir ki çalışmaya katılan herkesin kedini net olarak anlatabileceği ve yine büyük bir sabırla dinlenip ‘anlayabilecekleri’ ortam oluşturulmalıdır. En önemli çalışmalardan olan konsantrasyon işte bu yüzden önemli bir egzersizdir.

Son ders ise kuramsaldır. Vücudunu, iç dinamiğini, duyula­rını ve aklını harekete geçirip kontrol altında tutmasını bilen-becerebilen oyuncu, elbette tüm bunların yanında tiyatronun kökenlerini, dünya tiyatrosunu, kendi ülkesinde tiyatronun başlangıcını ve işlevini, oyun türleri ve alt metin inceleme yöntemlerini bilmek zorundadır. İşte bu amaçla, profesyonelleştiğinde kendi kendine daha iyi araştırıp öğrenebileceği ti­yatro kuramını, sahneye çıkma cesaretini gösterdiği ilk yıllarında,  en azından bir dizgi sırası halinde, az da olsa başlık biçiminde bilmek zorundadır.  Bu maksatla, temel bazı bilgileri ayrıntılara girmeden veriyoruz.
Sonuç olarak bedensel egzersizler, oyunculuk, konsantrasyon ve kuramsal olarak dört ders şeklinde gelişen çalışmalar, haftada iki kurstan yaklaşık üç-dört aylık bir programla, seyirci­yi hak edebilecek bir performans yakalanabilir. Ancak bunun için, gidilecek yolun oldukça meşakkatli ve sabır gerektiren bir güce ihtiyaç duyulduğu anlatılmalıdır. Elbette, tüm bunlardan sonra oyuna çıkmak, başarılı bir sonuçla onurlanmayı ve hatta onurlandırılmayı doğurur. Alkış, hiçbir yerde ve hiçbir zaman insanın bu derece büyüyebileceği işleve tiyatroda büründüğü gibi girmez. Önceleri çile gibi görünen bütün çalışmalar, artık alkış biçimine girip sizi onurlandırmaktadır.


AMAÇLANAN  :

Tüm bu programda amaçlananlarla, niçin tiyatro yapıyoruz sorusunda amaçlanan yol arasında hiçbir fark yoktur şüphesiz. Üretilen bütün çalışmalar, her yaş grubuna uygulanabileceği gibi, katılımcıların genellikle genç yaştakilerden olması, açıklama bazında onlara daha yakın cümleler gerektiriyor.
Öncelikle, öğrencinin yoğun çalışma programı içinde geçen zamanını sosyal bir faaliyetle süslemek, derslerden artakalan zamanı değerlendirmek; okula olan antipatiği azaltmak ve hatta yok etmek; üretme biçimine girmek; asosyal ve kötü alışkanlıklardan uzak tutmak; kontrol altında bulundurmak ve özellikle yaşlarının getirdiği enerjiyle, kafalarında büyüyen ‘insan’la ilgili sorulara cevap bulmak; öğretmenlerinin ve ailesinin kendinden onur duyduğunu bilmek ve arkadaşlarıyla olan diyalogu arttırmak; yaşamın içinde olmak ve hayatın en karmaşık biçimini yansıtan insanı çözümleme yolunda uğraş verip, kendini daha güçlü ve güvenli hissetmek...

SONUÇ  :

Sabır, sevgi, saygı, empati, sempati, inanç, hoşgörü, erdem, bilgi, humor, güven, yaratım, paylaşım, cesaret, hüner, onur, sorumluluk ve vicdan müessesesi adına ‘iyi insan’ olma yolunda gelişen genç; bu sosyalliği içinde çok daha verimli, üretken ve atılımcı olup; söylediği ve eylediğini bilinçli yapan bir kimliğe bürünür. Mutlu olmak-etmek kavramları içindeki bu in­san, olayları ve alayları herkesten daha büyük bir bilgelikle elinde tutacağı için, her türlü kötü koşullanmayı, daha doğmadan bertaraf etmesini bilir. Geriye, bu prototipte genç büyüdükçe sorunsuz ve güçlü bir toplum kalacaktır.
Ülke kurtuluşunu ekonomide, dinde, ideolojilerde ve hatta siyasette arayan ‘bilinçsiz’ toplumun, tüm çözüm önerilerine ilaveten, yetmemiş gibi bir de bizim fikrimizle tek kurtuluş;tiyatro gibi, kendi içinde her çalışması bu tip amaç ve sonuç doğuran sanattadır. Ancak bu bilinç içinde olunabilirse eko­nomiyi, dini, ideolojileri ve hatta siyaseti yönetenler, kendilerini her zaman yenileyip ‘iyiyi’ üretebilirler. Çözüm, bu maddelerde değil, bunları kullanacak kişileri iyiye yönlendirebilmektedir. Bununsa tek çözümü, kayıtsız şartsız sanattadır. Bu yüzden tiyatroyu yaşatmalı, hayat damarlarımızı kurutacak insanlık komedyasını üretmemeliyiz.











BEDENSEL ÇALIŞMALAR

Bedensel çalışmaları kültürfizik, mimik ve diyafram ola­rak üç gruba ayırıyoruz.  Dört-beş ay boyunca yapılacak bütün çalışmalar­da; en az yirmi dakikalık bir zamanı bunlara kullanmak gerekir.              
Her ders, önce vücudun ısınma temrini olan koşu ve kültürfizikle başlar; sonra suratın ısınması olan ifade ve fonetiğin egzersiz edilmesi; nihayetinde de, ses açma yöntemi olan diyafram kasının harekete geçirilmesiyle devam etmelidir. Diğer çalışmalar, ancak her ders uygulanan bu temrinlerden sonra başlamalıdır.                                                         
Koşu ve kültürfizik, mimik ve diyaframa nazaran daha bü­yük egzersizler olduğu için, en az on dakikalık bir süreyi; mimik ve diyafram ise, beşer dakikadan on dakikalık bir zamanı ‘en az’ şekilde kapsamaktadır.
Koşu ve kültürfizik, mimik ve diyafram gibi çalışmalar süresince, amaç vücudu hazırlamak olduğu için, gerekenden fazla bir güç gösterisinde bulunmamak gerekir.  Aksi halde zaten işleve hazır olmayan vücut, en zayıf olduğu yerden karılır ve amaç dışına çıkılmış olur. Bu yüzden, ilk çalışmadan son çalış­maya kadar grup birlikteliğini de içeren bu egzersizler, verilerin dışına çıkmama adına, vücut direncini de kontrol altında tutmayı ödev verir.
Unutulmaması gereken bir şey var­dır ki, amaç sadece vücudu ısındırmak değil, toplu halde ‘vücutları’ ısındırmaktır. Çünkü tiyatroda bütün her şey birlikteliği gerektirir.


KÜLTÜRFİZİK:

Grubun arasındaki mesafe hiç bozulmadan, aynı tempoyla önce normal koşu yapılır. Burada önemli olan koşmuş olmak için koşmak değil, bu işlem sırasında vücudun üreteceği ısıyı tanımak ve tüm grubun üreteceği ortak enerjiyi duyumsamaktır.
Isınma ile enerji ortaya çıktıktan sonra, tiyatronun kendi koşusuna geçme zamanı gelmiştir. Vücudun belden yukarısı (omur­ga, kollar, boyun, sırt, omuz, çene, gözler, kafa)  tamamen serbestliği ve tek dayanak noktasının ayaklar olmasıyla koşuya devam edilir. Burada amaçlanan, kontrol altında olan vücudun büyük kısmını, duyularla yönlendirmeyi başarmaktır. Bu maksatla, rotadan çıkmamanın tek yolu, yapılan temrine inanmak ve ciddiye almaktır.
Aynı şekilde başarıyla devam eden bu çalışmada, hızı giderek azaltıp,  nihayetinde daireyi koruyarak dururuz. Böylece her kas grubunu ayrı ayrı çalıştıracak kültürfizik hareketlerine geçme zamanı gelmiş olacaktır. Fakat dikkat edilmesi gereken nok­talardan biri de, koşu bittiği anda serbest olan vücudun üst kısmının, yavaş yavaş eski haline gelmesini sağlamak gerekir.
Sağdaki ve soldaki arkadaşlarımıza hareket kazandırabilecek kadar bırakılan mesafelerle sağlanan dairede, her birey aynı an­da vücudun en üst kısmıyla ısınmayı sürdürür.
          Bundan sonraki süreç, kafadan omuza ve sıra ile ayak parmaklarına kadar tüm vücudun ısınacağı egzersizleri uygulamaya gelmiştir. Çalışmalar sırasında vücudu rahatlatmak ve katılımcıya engel olacak bir zorlukla karşılaşmamak için, bu temrinleri uygulayıp drama çalışmalarına öyle geçmek gereklidir.
Bu ısınmalar sırasında, çalışmanın her anında dahi imgesel bir etken hissedilmelidir. Beden, söz konusu imgenin uygu­lanmasında herhangi bir dirençle karşılaşmadığı zaman, egzersiz doğrudur. Bu nedenle beden, esnekliğiyle etkilere karşı yumuşak; dayanak olarak kullanıldığındaysa, çelik gibi sert olmalıdır.


                   DİYAFRAM :

Göğüs kafesinin bittiği ve karın boşluğu diye tanımlanan yere denir. Esnerken ve genellikle sırtüstü yatarken, bilinç dışı kullandığımız yerdir. Diyafram bir kas olduğu için, an­cak uzun çalışmalar sonucunda kullanılabilir. Henüz varlığından haberdar olmadan kullananlar olduğu gibi; uzun zaman ti­yatro ile ilgilenenlerin, bir gün birdenbire kullanmayı başardıkları da gözlenmiştir.
Karın boşluğundan böbreklere kadar genişleyebilen bir kas olduğundan, önceleri tamamı kullanılamayabilir. Ancak, çalış­malarla birlikte nefes almayı da sadece oraya konsantre edersek, sağlıklı bir solunum işlevini sağlamış oluruz. Bu yüzden yapılacak çalışmalarla yetinmeyip, günlük ha­yatta da nefesi alıp verme yeri olarak kontrolümüzü yitirmemeliyiz.
Bundan önceki ve sonraki çalışmalarda olduğu gibi, öğrenmek zorunda olduğumuzu ciddiyet ile kavrayıp uygulamaya geçirirsek, başaramayacağımız hiçbir şey olmaz. Diyaframın nerede, nasıl, ne amaçla kullanıldığını çok iyi bilebiliriz. Ancak, her anımızda oraya nefes alma isteğimizi ‘unutmazsak’ bunu ba­şarabiliriz. Onun için büyük bir sabır ve gayret, diğer tüm temrinlerde olduğu gibi, içimizde bulunması gereken en önemli unsurdur.


                   MİMİK :

Yüzdeki ifadeyle tüm duygu ve düşüncelerin anlatılması, aktarılması demektir. Genellikle yüzümüzdeki tüm hatlara gereğince hâkim olamayız. Ancak bu da çalışarak giderilebilir. Olaylar karşısında yüz hatlarımızı kullanmamızdan dolayı, oradaki sinir sisteminde tembellik, gevşeklik, gerilme ya da kontrolsüz titremeler oluşabilir. Bunların arasında da en yoğun olanı dudak ve dil tembelliğidir. Bu konu fonetik egzersizlerine girse de, dudak ve dil temrinleri mimik çevresinin içinde olduğu için, aynı yerde işleyeceğiz.
Mimik çalışmasında esas olan, makyajsız ve doğal bir ifadeyle temrini uygulamaktır. Ayrıca, hiçbir çalışmaya küpe, kolye, saat, bilezik vesaire gibi aksesuarlarla girmemek gerekir. Bu tip takılar, yapılan işin nabzını, hızını azaltacağı gibi, arkadaşlarına da yara verebilecek şeylerdendir.
Ayrıca, yine mimik çalışmasının içine katacağımız dudak ve dil tembelliği ile ilgili temrinleri, fonetik başlığı altında diksiyon ve artikülâsyon olarak ayıracağız. Diksiyon, güzel, doğru ve şivesiz konuşmamızı; Artikülâsyon, hızlı konuşma, gevşek konuşma ve bazı sözcükleri yutma gibi rahatsızlıklardan korunmamızı sağlayacaktır. Dolayısıyla, diğer tüm çalışmalarda olduğu gibi bu egzersizler de, sadece tiyatro için değilaynı zamanda sosyal hayatımızda da önemli bir etkiye sa­hip ödevlerdendir.




AMAÇ  :

Bedensel çalışmaların amacı, tiyatronun diğer temel ilkelerinden pek farklı değildir. Şüphesiz akademiler profesyonel oyuncu yetiştirirler. Oysa amatör tiyatrolarda hedef çok daha farklıdır. Bu tip gruplarda da verimli oyuncular çıktığı gibi; asal olarak amaç, işinde, okulunda, uzmanlık alanında ya da başka sosyal hayatlarında başarıyı yakalamak ya da yakalanmış olan başarıyı devamlı kılmaktır.
Şimdiye kadar yaptığımız çalışmalarda çok çeşitli meslek guruplarından insanlarla birlikte olduk. Muhasebeci, bankacı, öğrenci, avukat, mühendis, boyacı, müzisyen, esnaf, hemşire, öğretmen, sekreter, pazarlamacı, manken, anketör...
Ne kadar seversek sevelim, şüphesiz irademiz dışındaki koşullar altında çalışınca, yaptığımız işin sonunda bir yorgun­luğa bürünürüz. Bu da bizi, farklı ortamlarda dinlenmeye zor­lar. Mesela bütün gün boya badana yapan birinin akşam eve yorgun dönmeyeceğini söyleyemeyiz. Ancak, o kişinin bedensel ça­lışmalara bile büyük bir zevkle katıldığını gözlemlemişizdir. Çünkü yorgun bedeninin sızısından önce, yapılan temrinlerin ruhsal ve fiziksel olarak kendine ne kadar yararlı geldiğini kavramış, bu öğrenme yetisi de onun direncini arttırarak aynı zamanda dinlenmesini sağlamıştır.
Ya da başka herhangi bir meslek grubundan birini daha ele alalım: Avukat! Veya pazarlamacı, öğretmen...
Şüphesiz günümüz dünyası, içinde büyük bir pazar barındıran ve orada yenilmeyi refüze eden yapıya sahip. Bu yüzden, orada savaşmak için bazı savunma tekniklerini bilmek gerekir. Kültürfizikle ısınıp, zorluklar karşısında direnç gösterebilen bedene ilaveten, ilişkilerde ön plana çıkan diyalog, bu savaşı kazanmamız adına iyi bir silahtır. Diyaframına sahip kişi, nefes kontrolünü sağlıklı yapacağı için, çok daha sağlam yapılı cümlelerle ve imla hatalarına düşmeden iletişim 
içinde olur. Devamla, kişisel veya yöresel bazı fonetik sorunlarını yok edeceği için, sağlıklı bir iletişim içinde olacaktır. Bu da, yine sosyal hayatımızda, insanlar üzerinde bırakılacak olan temiz bir intiba sağlar. Hatta aynı iletişim içinde mimiklerin doğru zamanda samimiyetle kullanılması, bu diyalogdaki ilişkiyi daha da sağlamlaştırır. Tüm bunlar da meslek hayatımızdadaima bize artı puan getirecek olan maddelerdir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, profesyonel oyuncu yetiştirmesek bile,  hayatın profesyonelliğinde ayakta kalmayı başaracak temrinleri paylaşabiliriz.
Hedef, sahnede zorluk çekmeyen kişileri yetiştirmek olsa da; sanatların içindeki en sosyal olan tiyatro sayesinde, ‘yaşamda’ zorluk çekmeyen kişileri oluşturmaktır.
Sahneye çıkma isteği ve cesareti gösteren kişilerin gözle­rindeki o “öğreniyorum” ışıltısını görmek, hele eğitmen için birçok şeye değişilmeyecek bir coşkudur. Ancak unutulmamalıdır ki, tiyatroda asıl öğreti şekli, yine tiyatronun kendi ambiyan­sını sağlayan etkendir. İnsanların ‘öğrenmesini’ sağlayan salt eğitmen değil, orada oluşan büyüdür. Çalışmalar için temrinler, oyun içinse sahnenin büyüsü tüm öğretileri sağlayan olgudur.
Bu yüzden tiyatro, yaşamı da ‘amaç’ edinen ve her anlamda ‘dirayetli’ olmayı gösteren vazgeçilmez bir öğreti şeklidir.


SONUÇ:

Şüphesiz kimse mükemmel değildir. Herhangi bir meslek gru­bunda uzman olan kişi, bilgi dağarcığı ne kadar geniş olursa olsun, insani yetilerden bihaberse, alanında ilerlemesi, elmanın yere değil de kafaya düşmesi kadar santimlik bir şansa bağlıdır. Bu yüzden esas olan, önce mizacımızı (ruhsal ve bedensel yapımızı), sonra ‘insani’ konumumuzu, ancak bu sosyal diyalogu tanıdıktan sonra da ‘uzmanlığımızı’  verimli hale getirme başarısını göstermeliyiz.
Daha önce belirtildiği gibi, her meslek grubunda kontrollü yaşamayı becerebilen insanlar, çevrelerine de ışık olacak; ‘iyi-karizmatik’ davranışların özenine düşenler de bunu bir şekilde tekrarlamaya çalışacaklardır. Bu da kötüyü, en azından şimdilik  ‘sıfır’ yapmak için yeterli ve önemlidir. Daha sonra oluşacak her artı, daha iyi insan ilişkileri ve bilinçli sosyal tüketim-üretim mekanizmasını oluşturacaktır.
Unutulmamalıdır ki beceri, kültür, eğitim, erdem, bilgi ve yaratı gibi kavramlar, paylaşılmadığı sürece asosyal bir duruma; aktarıldığı ve üretildiği zaman da, tarihsel bir faydaya dönüşecek sonuçlara başlık olacaktır. Ama önce bunu amaç edinmek gerekir. Gerisi, birbirini takip eden kolay ve doğru gelişmelere sahne olur.

"Kaynak : http://www.turgaygirgin.com/tiyatro.htm"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder